| concours

31.08.2006

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaþkaný

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaþkaný

 Ankara 
Sayýn  ; Ahmet Necdet Sezer

KONU: 

Ýstanbul  Sultan çiftliðinde, durakta daha minibüsten  inmeden  minibüsün hareket etmesi ile kapýdan düþen annemin aðýr yaralanmasý ve yýllardan beri devam eden mahkeme.

   

Sayýn Cumhurbaþkaným ; 
Aþaðýda bir gazetede yer alan  haberde bu  konu detaylý olarak ele alýnmýþtýr  . Adým Evrim Çelik.  Ben, annem ve babam   Küçük çekmece , Beylik düzün de oturuyoruz. Üç yýl önce annem  kardeþlerimi ziyaret etmek için Sultan çiftliðine gitmiþti ve baþýna   feci olay gelmiþti. Annem hala aðýr hasta ve tedaviye muhtaç. Bizim kaza sonrasý maddi ve manevi maðduriyetimiz devam etmektedir. Maðduriyet bir yana adli makamlara intikal olan kaza hala neticelenmemiþtir. Davanýn uzun sürmesi ve farklý bilirkiþi raporlarýn neticesinde, nerdeyse annem haksýz çýkarýlacak duruma geldi . Bu durum gerek ülke kamuoyunun ve sizlerin bildiði bir durumdur.

Kafasýnda oluþan aðýr darbelerden  dolayý  büyük acýlar çekiyor.Karþý taraf mahkemeye sahte belgeler sunmaya çalýþýyor  ve bunun yanýnda düzmece bilir kiþi raporlarý .Yani adeta þehir eþkýyalarýný magandalarýný ödüllendiriyorlar. Annem  ayaðýný yere basar basmaz  minibüs hareket etmiþ ve  sürükleyerek annemin  kafasýný kaldýrýma vurmuþ. Þimdi  ne amaçla yazýldýðý beli olmayan  bilir kiþi raporlarýyla annem  haksýz çýkarýlmaya çalýþýlýyor. Ben bu

konuda araþtýrma yaptým uluslararasý  yolcu taþýmacýlýðý  kanunlarýna göre yolcu binek aracýndan  en az beþ metre uzaklaþtýktan sonra araç hareket edebilir. Düþüne biliyormuþsunuz  minibüs  annemin bir ayaðýný kapýya takarak metrelerce sürüklüyor kaldýrýma vuruyor.  Hukukçularýn  bile eleþtirdiði sistem neticesinde, mahkemede annem haksiz bile olabilir.Bu durum karsýsýnda bizlerin sucu ne diye kendi kendime soruyorum.

Bu durum sade vatandaþ olan bizleri 2. defa üzmekte ve gönülden yaralamaktadýr.

Yýllardan beri mahkemeye gidip geliyoruz maddi ve manevi olarak yýkýldýk .

Nereye baþvuracaðýmýzý nasýl hakkýmýzý arayacaðýmýzý bilemiyoruz.Hiç bir kuruluþ bize yardým etmiyor. Çaresiz olduðumuz için bu mektubu  size yazmak istedim .

En derin  saygýlarýmla  

Evrim  Çelik           Tarih: 30.08.2006 

Adres:

Mega atýlým Merkez  Mah

180.sok  A.Blok   Daire: 30

Büyükçekmece / Beylikdüzü-ÝSTANBUL

Tel: 0212-  876 65 84 / GSM:  0532  23 23 221

Email: evrimcelik2006@yahoo.com 

Avukatýmýz:

Halit Bostancý

Sinan Atlý

Tel   :0212-6141628 
 

------------------------------------------------------------

Ýntizar’ý kapýsýndan düþüren minibüs þoförü, Çelik ailesinin hayatýný kararttý

Türk insaný, ‘müþteri kapmak' için trafiði tehlikeye atan, yolcu daha inmeden hareket eden, kapýdan sarkan yolcularla seyreden minibüsleri kanýksadý.

Ýstanbul’da hemen her gün insan hayatýnýn riske atýldýðý bir olay yaþanýyor. 50 yaþýndaki Ýntizar Çelik ve ailesinin hayatý iþte böyle bir olay sonucu karardý. Minibüs, henüz inmeden hareket ettiði için yere düþerek baþýný kaldýrýma vurdu ve beyincik kanamasý geçirdi. Aylarca komada kaldý. Ýntizar Çelik, artýk tek baþýna yürüyemiyor, oturamýyor ve yoðurt haricinde bir þey yiyemiyor. Kazadan sonra tedavi olmak için yaklaþýk 50 bin YTL harcadý. Eþi iþini kaybetti; kýzý kazandýðý üniversiteye gidemedi. Çelik ailesinin Gaziosmanpaþa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtýklarý davalar iki yýldýr sürüyor. Çelik ailesinin hayatýný karartan minibüs þoförü Ýdris Yürek, duruþmalara gelmediði gibi Edirnekapý-Boðazköy hattýnda hâlâ yolcu taþýmaya devam ediyor.

2 yýl önce Arnavutköy'de oturan oðlunu ziyaret ettikten sonra Edirnekapý-Boðazköy hattýnda sefer yapan 34 M 1696 plakalý minibüse binen Ýntizar Çelik, þoför Ýdris Yürek'e müsait bir yerde inmek istediðini söyledi. Yürek, Çelik'i indirmek için yavaþladý ve minibüsün kapýsýný açtý. Þoför, yolcusunun diðer ayaðýný yere atmasýný beklemeden aracý hareket ettirince Ýntizar Çelik, yere düþtü ve baþýný kaldýrýma çarptý. Kadýnýn yere düþtüðünü gören yolcularýn ýsrarý üzerine Çelik'i aracýna alan þoför Ýdris Yürek, "Para mý kazandým da seni hastaneye götüreyim?" þeklindeki sözlerinden sonra yine araçtaki yolcularýn ýsrarý üzerine Çelik'i hastaneye götürdü. Hastaneye býrakýlan 50 yaþýndaki Ýntizar Çelik, beyincik kanamasý geçirdiði için hemen ameliyata alýndý. Özel Þafak Hastanesi'nde görev yapan Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmaný Opr. Dr. Hüdayi Duman, "Hasta hemen ameliyat olmasaydý hayatý tehlikeye girerdi." þeklinde konuþtu. Hastanýn kafa kemiðinin içe doðru girdiðini anlatan Duman, "Önce beyincikteki kaný boþalttýk ve kafasýnýn arka tarafýna giren kemiði çýkardýk." dedi. Beyincik kanamasý geçiren bir hastanýn hayatýnýn tehlikeye gireceðini dile getiren Duman, "Beyin zarý yýrtýldýðý için 2. ameliyat da gerekirdi. Ancak hasta kendini toparladýðý için gerek kalmadý." diye konuþtu.

‘Yüzde 20 kurtulma þansý var.' denilen ve 7,5 saat süren beyincik ameliyatýndan ‘mucize' eseri sað çýkan Ýntizar Çelik'e 24 yaþýndaki kýzý Evrim bakýyor. Beyin zarý açýk olduðu için dengesini koruyamayan Çelik'in yanýnda hep birinin bulunmasý gerekiyor. Çünkü tek baþýna yürüyemiyor ve oturamýyor. 2 yýl içinde yýprandýðýný ve neredeyse 30 yýl yaþlandýðýný anlatan Çelik, "Kýzým olmasa hiçbir þey yapamazdým." diyor. 1,5 yýl boyunca içtiði bir bardak suyu bile kusan Çelik, "Eskiden bir demlik çayý bitirirdim. Þimdi bir bardak bile içemiyorum. Sadece yoðurt yiyebiliyorum." diyor.

Tursun Çelik, hastanede kaldýðý süre içerisinde iþleri de bozulduðu için iþyerini devretmek zorunda kalmýþ. Hastaneye yaklaþýk 50 milyar lira masraf yaptýðýný dile getiren Çelik, "Ýþyerimi de kaybetmem bana 150 milyara patladý." þeklinde konuþuyor. Mimar Sinan Üniversitesi'nin yetenek sýnavýný kazanan Evrim ise annesine bakmak için okula gidememiþ. Önceden rahat bir yaþam sürdüklerini belirten Evrim, her þeye uzak kaldýðýný ifade ederek "Þimdi ilaç almak için kuyruða giriyoruz." diyor.

Þoförün baba ve amcasýyla hastanede görüþtüðünü ve kendisine "Neden devlet hastanesine götürmedin?" þeklinde çýkýþtýklarýný ifade eden Tursun Çelik, "Eþimi özel hastaneye götürmeseydim mezara götürürdüm." cevabýný vermiþ. Dava açýlmamasý için karþý tarafýn 2,5 milyarlýk çek teklif ettiðini belirten Tursun Çelik, "Biraz dikkatli olsa, inen yolcuyu dikiz aynasýndan takip etse bizim hayatýmýzý karartmazdý." diye konuþtu.

17.10.2005  
Habibe Demircan  
Ýstanbul
 

17:35 Écrit par WALTER-YAVUZ dans Général | Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

27.08.2006

Aþkta Yarýn Yoktur

Aþk bu dünyanýn ölçüleriyle açýklanamaz sevgili. O ilkel bir acýdýr, yaban bir aðrýdýr. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir þeye dokunur. Sonra bir perde açýlýr ve yolculuk baþlar. Bu yolculukta artýk para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iþ, anneler ve korkular yoktur. Aþkýn kendi gerçekliði vardýr sevgili. Ýnsan bir baþka ýþýða teslim olur...

Aþkta yarýn yoktur sevgili. Zaman ileri doðru deðil, içeri, yüreklere, derinlere doðru iþlemeye baþlar. Ýnsan korkusuz olur, daha derinden anlamaya baþlar, bilgeleþir. Hiç bilmediði sezgileriyle buluþur. Yükü çok aðýrdýr, kendiyle buluþmuþtur. Hem dýþýndadýr dünyanýn, hem de ta ortasýnda.

Hindistan’da Ganj Nehri’nin kýyýsýnda yakýlan yoksul adamýn hissettikleri de onunladýr, yitirdikleri de... New York’ta, bir sokakta, kartondan kulübesinde yaþayan kadýnýn çýplak yalnýzlýðý da. Her þey onunladýr, ona emanettir sanki, ama o, çýldýrtýcý bir yalnýzlýk içindedir yine de...

Aþkýn kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanýmýza karýþan ilkel acý, o yaban aðrýyla hiçbir kitabýn yazmadýðý hakikatlere daha yakýnýzdýr, inan...

Kim demiþti hatýrlamýyorum, aþk varlýðýn deðil, yokluðun acýsýdýr diye. Belki de bu yüzden ilk gençliðimde, o yoðun âþýk olduðum yýllarda, gözüme uyku girmez, dudaðýmda bir ýslýkla bütün gece þehri, o karanlýk, o hüzünlü sokaklarý dolaþýr, insanlarý uykularýndan uyandýrmak isterdim. Uyanýp, içimde derin bir sýzýyla uyanan o derin sancýnýn acýsýna ortak olsunlar diye...

Aþk çok eski bir þeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluðumuz geçer. Sevdiðimiz insanlarýn çocukluklarý da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasýz yatýlýlar geçer. Ve sonra aþk bütün bunlarý alýr, daha da eskilere gider, hep o ilkel acýya, o yaban aðrýya...

Ýnsan bazen nedensiz yere umutsuzluða kapýlýr. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanýr... Bazen denizler, kýyýlar çeker insaný. Ýnsan bu kapýlmayý anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaþanmasýndan korkulup vazgeçilmez aþklarýn sýzýsýdýr bu. Bu sýzý, bu yenilgi mevsimlerle yýllarla devredilir baþka insanlara... Bir insanýn yaptýðý bir hatanýn tüm insanlara yayýlmasý gibi...

Ýþte þimdi biz de sevgili, ya olmadýk zamanlarda umutsuzluða kapýlýp, soluðu evlerde alacaðýz, ya da denizler, kýyýlar çekecek bizi. Nasýl biz baþkalarýnýn korkaklýðýný taþýyorsak, baþkalarý da bizim korkaklýðýmýzý taþýyacak, yenilgimizi, umutsuzluðumuzu...

Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iþ, anneler ve korkular baþlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aþk yoktur ve hiç olmamýþtýr sevgili. Birbirimizi kandýrmayalým...

Hadi güne hazýrlan. Yaþadýklarýmýzý unutmaya çalýþ. Aþk bize güvenip verdiði büyüsünü, sýrlarýný, cesaretini, bilgeliðini ve o ilkel, o yaban aðrýsýný geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üþüyecek, sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarýn olacak...

Aþkta yarýn yoktur sevgili...

01:52 Écrit par WALTER-YAVUZ dans Général | Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

Sen Aþk Nedir Bilir Misin?


Sevgiler vardýr hani hiç bitmeyen, yaþandýkça arkasý gelen. Mutluluðun ta kendisidir hani, hiç eksilmeyen. Bir narin çiçek gibidir her gün yeniden yeþeren. Bilir misin bir de hani ulaþýlamayan sevgiler vardýr, hiç sulanmadan, hiç güneþ yüzü görmeden büyüyen çiçeklere benzerler. Dilin varmaz hani bu büyük aþký içinden atýp haykýrmaya, ellerin varmaz hani gidip onun elinden tutmaya. Sadece gözlerin vardýr senin bu aþkýný anlatan, bir yalan söylemeyen onlardýr, yada derdini gizleyemeyen.

Elinden kurtulup uçan bir kuþa benzer aþk, bazense elinde çok tutup öldürdüðün bir kuþa. Ötüþü mutlu eder seni günün her saati, neþe sacar senin yaþamýna. En yorgun oldugun bazý sabahlar bile uyandýrýr belki seni. Ama ne hoþtur onunla uyanmak, ne hoþtur ona yakýn olmak. Belki de uçup kaçýrmaktan korkuyorsun ona aþkýný söyleyince, o güzelliði biraz daha seyredeyim istiyorsun onu uçurmadan. Ama bir sabah olur ki uyanamamýþsýndýr onun sesiyle, pencereye çýkýp puslu gözlerle aramýþsýndýr. Biraz sonra gelirdi nasýlsa önemli deðil. Beklemeler devam eder pencere önünde, ama hava artýk kararmýþtýr . Onu görmeden gelen bir gece  ne kadar da hüzünlüymüþ meðer. Ertesi sabah yine bir hüzünle uyanýrsýn, yoksa seni terk mi etmiþti, hem de onca aþkýna raðmen. Þimdi ondan ne bir haber kalmýþtýr ne de bir baþka iz,  kalakalmýþsýndýr ondaki  o büyük aþkla. Halbuki tam onun gittiði gün tüm cedaretini toplayýp onu sevdiðini söylemeyecek, Ona olan aþkýný yüzüne haykýrmayacak mýydýn? 

Günlerden bir gün o kuþa yine denk gelirsin. Ama her zamanki cývýl cývýl öten kuþ deðildir artýk O. Aðlamak istersin hani aðlayamaz, dokunmak istersin hani dokunamazsýn. Tüm ateþini atarsýn içine, onca sevgini hapsetmeye çalýþýrsýn bedenine. Ama  artýk aþkýný Ona anlatmanýn da faydasý yoktur, Ona delice yanmanýn da.  Çünkü o kuþ artýk baþkalarýnýn elinde, baþkalarýnýn kafesindedir, ve bir daha da senin olmayacaktýr. 


01:48 Écrit par WALTER-YAVUZ dans Général | Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

03.07.2006

Bir Soluk Al

Bir Soluk Al
                                                         .
Bir soluk al yaþamdan, ta ciðerlerine kadar çek nefesini, nasýl bir
güzelliðe sebep olacaklarýný o nefeslerin, anla.

O nefesle, neler görebildiðine bir bakabilsen. Adet haline gelmiþ
bakýþlarýný o bakýþlarýn ardýna bir çevirebilsen. Yapraðý tek görüp, yeþili 
ayýrýp, fark edemediðini; o yapraðýn oluþundaki dallarý, kökleri, bilemediðini
göremediðini, perde ardýnda olanlarý sezemediðini ne zaman anlýyacaksýn?

Bir soluk al mutluluktan;
Mutluluk  donuk, anlýk fotoðraflarda  deðil; mutluluk, mutluluk oyunu
oynamak da deðil, onu yüreðinde, gözlerinde, içinde seyretmektir.
Hiç sabahýn ilk ýþýklarýyla çiçeklerin üstündeki buðulu damlalarý seyrettin
mi? Ya topraðýn ilk yaðmura kavuþtuðundaki saldýðý kokuyu, o kokudaki vuslat
sevincini duyamayan sen, içinde mutluluðu nasýl yakalayabileceksin?Aslýnda,

ne kadar doðayla bir olduðunu, topraðýnda, suyunda senden olduðunu,

o vuslatý senin yaþamanýn gerekliliðini hiç düþünmedin mi?


Aklýný o soluklarda tekrar al kullan. Hiçbirþeyi anlamamýþa
benziyorsun. Saklýyorsun bir hazine gibi mutluluk kapýsýnýn kilidini. Aç onu.
Vurma kilit. yaðma et. Göreceksin ki,fazlasýyla geriye dönecek.
Gönül mahzeninde sakladýðýn, icabederse kullanýrým dediðin ve kendi
belirlediðin mutluluklarý yerlere, üstüne dök ve kendini de çevreni de
tutuþtur. Iþýk saç, bütün renkleri kullan.


Zamana bak, binlerce yýl geriye, binlerce yýl ileriye bakabilirsen, ve
baktýðýn yerde de kendinin olduðunu  bilebilirsen... Zaaflarýnla, hilelerinle
iyiliklerinle, güzelliklerinle, yoðunluðunla korkma. Örnek al.


Derin bir soluk al tekrar, bak, o cesareti göster.  Tanýmla kendini inancýn;

sýnýrsýz, þüphesiz, özgür, bütün güçlükleri yenecek kapasitede
olmalý korkak deðil. Kendini mutsuz sevgisiz býrakýrsan ancak, karþýndaki de
mutsuz sevgisiz kalýr. Aþýlarsýn ona beyninden geçen olumsuzluklarý.
Derin bir soluk al ciðerlerine çek bütün havayý tek bir nefeslikmiþ  tek
bir nefesin kalmýþ gibi. Ve sinirlenme, hiçbir yerden küçük rüzgarlar
hissedilmez ama daðlardaki karlar görünür... O da sistemin ruhunun
gösterisidir. Ýnsanýn küçüklüðünün, büyüklüðünün göstergesidirdir.
Ruhundaki yaralarla giyinme; ömrünü, mutluluðu,üstüne. Elbiselerin
kirlenmesin, yaþamýn lekelerle dolmasýn, 

Temizle onlarý sevgi antiseptiðiyle. Ýyileþsinler, temelden sil onlarý.

Yaþamla alay edilmez, o hep galiptir, yaþamla dost olmaya bak. Kendine
tanrýlar efendiler yaratma. Özel tanrýlarýn yerine, bir doðaya baksana.

Yarattýðýn tanrýlarýn; tabiatýnýn, huylarýnýn, hýrslarýnýn neticesi
olduðunu anlýyacaksýn. Sonuçta tek baþýnasýn kalabalýklar
arasýnda. Diyebilirsen; kendi dünyandan çýkýp hakiki dünyaya, merhaba
de... Karanlýkla yaþama.

 


Derin bir soluk al.


Sevgiyi sana kimse baðýþlayamaz. Yaþamýný da asla geri veremezler.
Sevgi, hayatla arandaki gerçek bað, gerçek iliþkidir. Baþka aðlara takýlma.
Yaþam mucizesini solukla. Var oluþ hakkýný kullan dünya planýndaki. Cesatle
öfkesiz kuþkusuz basiretini özünü kalkan yap savun kendini, soluklarýný
kuvvetlice alarak. Kendini, mutluluðunu kemirtme etrafa. Bir çýnarýn
kuvvetle tutunduðu gibi doðaya; sen de yaþama tutun sevinçle. O öyle bir
mucize ki asla inkar edilemez.

Soluklan derin derin.

Ýçinden bak, gözbebeklerinle bak. Yaþamla iþbirliði yap, barýþ imzala.
Bak kuþlar yine ayný ötüyorlar. Kimi baþ þiþirdiðini düþünür kimi serenat
yaptýðýný, kimi de çiçeklere olan aþkýný. Sen sonuncuyu bul kulaklarýnla.
Kuþ yuvasýndaki minik kuþ yavrularý gibi teslimiyetle yaþama sarýl.

Verilenleri kabul et. Ömür anne seni besler.Yeterki sen aðzýný aç, iste.
Yaþam bir þiirdir. Sen insanca bestele onu. Besten buram buram sevgi, insan
koksun. Bilmeseler de farkeder yürekler sevgi týnýsýný. Bahar bahçelerinin
kokusunu.


Derin bir soluk al.


Her an yeniden baþla sevgiye, sevince; yaþadýðýný hisset güneþte,
suda. Onlar yaþarsan var, görürsen var. Hepsi de soluklarýnda. Neticede
yaþam ilk aldýðýn solukla son verdiðin soluk arasýnda. Bu iki soluk arasýnda
insan insanca bakmalý, insanca yaþamalý,insanca kokmalý ,bütün ritmleri.
Müziði yaþamýna sokmalý.

Derin bir soluk al sabahlarý,


Yaþama atýl cesurca. Olumsuzluklarýn; olumlu olaylarýn habercisi
olduðunu, gerçeðe giden yol olduðunu bil. Ruh kabýzlýðýnýn sýkýntýsýný
çekme. O zaman mutluluk hýrsýzý olursun. Coþkuyla yaþamýn kucaðýna atýl, onu
beþik olarak kabul et. Ýnsanlýðý yetiþtiren bir beþik. Yaþamýn çýðlýklarýný
duymazsan, çaðrýsýný doðadan algýlayamazsan, tek yere, tek yöne takýlýrsan,
çözebilir misin yaþamýn gizemlerini? Bir bütünün parçasýsýn, bu bütünde sen
varsýn... Bu bütüne, tümel akla eriþmeye çalýþ.


Bir soluk al...


Derince... Ýçinden yaþamaya bak, dýþýna özünü vur...

 

Bilin

[SEVGÝ DAMLALARI]

23:33 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (1) | Envoyer cette note |  Facebook |

ÝÞTE BU !

ÝÞTE BU !

 
Bir Zen ustasý olan Rinzai ölmek üzereydi, ölüm döþeðindeydi. Biri sordu:
"Usta, sen gittikten sonra insanlar en önemli öðretinin ne olduðunu soracak.
Birçok þey söyledin. Birçok konudan söz ettin. Bunlarý bizim özetlememiz zor
olur. Lütfen ayrýlmadan önce, bütün öðretini tek bir cümlede özetle. Ve biz
onu baðrýmýza basalým."

Ölmekte olan Rinzai gözlerini açtý ve müthiþ bir Zen haykýrýþý yaptý. Bir
aslan kükremesi. Herkes þoke olmuþtu. Ölmekte olan bu adamýn, bu kadar
enerjiye sahip olduðuna inanamamýþlardý. Bunu beklemiyorlardý. Bu adam
tahmin edilemezdi. Her zaman öyle olmuþtu. Ancak, bu tahmin edilemez adamýn,
ölmek üzereyken böyle bir aslan kükremesi yapabileceðini hiç
beklemiyorlardý. Bu þok hali iç inde, doðal olarak zihinleri durdu. Hepsi
þaþkýndý. Rinzai, "Ýþte bu!" dedi, gözlerini kapadý ve öldü.

Ýþte bu!

Bu an! Bu sessiz an! Düþünce tarafýndan bozulmamýþ, bu an! Bu þaþkýnlýðýn
çevrelediði sessizlik! Ölüm arifesindeki aslan kükremesi! Ýþte bu!
 
Evet. Yön, aný yaþamaktan ortaya çýkar. Bu senin yönettiðin ve planladýðýn
bir þey deðildir. Kendiliðinden olur. Ve sen onu asla tahmin edemezsin.
Ancak hissedersin. O yüzden düz yazý deðil, þiir gibi diyorum. Mantýk gibi
deðil, sevgi gibi. Bilim gibi deðil, sanat gibi. Güzelliði de burada. Ürkek.
Bir yaprak üzerindeki çið damlasý kadar ürkek. Nereye olduðunu bilmeden
nedenini bilmeden kaymak. Sabah güneþinde, bir yapraðýn üzerinde kaymak.
Yön incedir, narindir, kýrýlgandýr.
Hedef, egoya aittir. Yön, hayata, varlýða aittir.
Yön dünyasýnda hareket etmek için insanýn tam bir güvene ihtiyacý vardýr.
Çünkü insan, güvensizlik, karanlýk içinde hareket etmektedir. Ancak
karanlýðýn bir heyecaný vardýr. Haritasýz, rehbersiz, bilinmeyenin içinde
yol alýrsýn. Her adým bir keþiftir. Ve bu sadece dýþ dünyanýn keþfi
deðildir. Ayný anda içinde bir þeyler keþfedersin. Bir kaþif, sadece
nesneleri keþfetmez. Bilinmeyen dünyalarý keþfederken, ayný zamanda kendini
de keþfeder. Her keþif, ayný zamanda bir iç keþiftir. Ne kadar çok bilirsen,
bilen hakkýnda da o kadar çok þey bilirsin. Ne kadar çok seversen, seven
hakkýnda o kadar þey bilirsin.

Kendini hayatýn ellerine býrak. Güvenen insan, ölümün kapýsýnda bile heyecan
yaþayan insan, aslan gibi kükreyebilir. Ölürken bile! Çünkü o hiçbir þeyin
ölmediðini bilir. O ölüm anýnda, "Ýþte bu!" diyebilir.

Çünkü her an, iþte budur! Bu, hayat olabilir, ölüm olabilir, baþarý
olabilir, Mutluluk ya da mutsuzluk olabilir.

Her an! ÝÞTE BU!

-OSHO'nun "SEZGÝ" kitabýndan alýntý - Türkan Türkkaya'ya teþekkürlerimle...

23:26 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

28.06.2006

INSANI DÜZELTTIGIM ZAMAN DÜNYA KENDILIGINDEN DÜZELMISTI.

Adam, bir haftanin yorgunlugundan sonra pazar sabahi kalktiginda bütün haftanin yorgunlugunu çikarmak için eline gazetesini aldi ve bütün gün miskinlik yapip evde oturacagini düsündü. Tam bunlari düsünürken oglu kosarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba ogluna söz vermisti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç disariya çikmak istemediginden bir bahane uydurmasi gerekiyordu sonra gazetenin promosyon olarak dagittigi dünya haritasi gözüne ilisti. Önce dünya haritasini küçük parçalara ayirdi ve ogluna:
"eger bu haritayi düzeltebilirsen seni sinemaya götürecegim"
dedi sonra düsündü:
"oh be kurtuldum en iyi cografya profesörünü bile getirsen bu haritayi aksama kadar düzeltemez."
Aradan on dakika geçtikten sonra oglu babasinin yanina kosarak geldi ve
"baba haritayi düzelttim artik sinemaya gidebiliriz"
dedi. Adam önce inanamadi ve görmek istedi. Gördügünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasil yaptigini sordu.

Çocuk: bana verdigin haritanin arkasinda bir insan vardi

INSANI DÜZELTTIGIM ZAMAN DÜNYA KENDILIGINDEN DÜZELMISTI.

(Ne demek istiyor biraz düsünün)




00:16 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

En Büyük Zaman Yiyici

En Büyük Zaman Yiyici

 

Zihnimizin alabildiðine daðýnýk olduðu günler yaþarken beynimizi ve bedenimizi gereksiz yere meþgul edecek materyallerin sayýsý da giderek artýyor. Bazen gereksiz ve yararsýz þekilde uzayan telefon konuþmalarý ya da çalan bir kapý, tahmin bile edemeyeceðimiz kadar vaktimizi alýp götürür. Mutluluðu ve baþarýyý yakalamanýn temelini hiç þüphesiz zamanýn iyi planlanmasý oluþturur. Yemek yemekten, uyumaya, ihtiyaçlarýmýzý gidermeden, sevdiklerimiz için ayýrmamýz gereken zamana kadar iyi bir ‘zaman yöneticisi’ olunmasý gerekiyor

 

Zamana hâkim olmadan kiþinin kendine ve hayatýna hâkim olmasý mümkün gözükmüyor.

 

Emanet ettiðimiz þeylerin yeterince korunmadýðý, kaybedildiði ya da izinsiz kullanýldýðý durumlar için gösterdiðimiz hassasiyeti ne yazýk ki ‘zamanýmýz’ konusunda gösteremiyoruz.

 

Bu konuda hassas davranmayarak zamana sahip çýkmasýný bilmeyenler onu hep baþkalarýna kaptýracaktýr. Dolayýsýyla baþkalarýnýn koyduðu zaman sýnýrlamalarýna baðlý kalacaklardýr.

 

Bir düþünün her gün iki saatinizin boþuna gitmesi, ayda 60 saatinizin yok olmasý demektir. Ayda 60 saatte, iki yýl devam ederek çok rahatlýkla yabancý bir dil öðrenebilir ve ya yaklaþýk 300 sayfalýk 144 kitabý bitirebilirsiniz.

 

Çaðýmýzýn her yaþta insaný kendisine esir eden televizyonda en büyük zaman yiyicilerdendir. Açmasý kolay ama kapamasý zor olan bu alet karþýndakini kendisine baðlarken zamanýn nasýl akýp gittiðini de unutturur.

 

Yapýlan istatistiklere göre; ortalama bir Amerikalý günde yedi saat televizyon izlemektedir. Daha kötüsü US. News and World Report, 9-12 yaþlarý arasýndaki çocuklarýn ortalama 18.000 cinayet görmüþ olacaklarýný öne sürüyor.

 

Ne acýdýr ki bizim toplumumuzda pek çok þeyde olduðu gibi televizyon alýþkanlýklarýnýn pek çoðunu da bu yabancý ve zararlý kültürlerden alýyor.

 

Çoðu insan televizyon baðýmlýsý olamadýðýný savunur, kim bilir belki de bazý sigara tiryakilerinin savunduðu dudak tiryakiliði gibi televizyon deðil de göz tiryakisidirler.

 

Televizyon yüzünden:

 

• Merakla izlediðiniz dizinin sonunda; “Bugün de hiç bir þey olmadý.” diyerek sinirleniyorsanýz,

 

• Hatta bazen filmlerde seyrettikleriniz sizin ruh saðlýðýnýzý fazlasýyla etkiliyorsa,

 

• Aile bireylerinize ayýrdýðýnýz özel zamanlar ve özel diyaloglar azaldýysa,

 

• Planladýðýnýz iþler zamanýnda bitmiyorsa,

 

• Kendinize ayýracak zamanýnýz kalmadýysa,

 

• Kitap okumaya zaman bulamýyorsanýz,

 

• Üretkenliðiniz azaldýysa,

 

• Arkadaþ veya akraba ziyaretlerinin tek sohbet konusu televizyonda seyrettikleriniz olmuþsa,

 

• Televizyon karþýsýnda yemek yeme kültürünüzden dolayý aldýðýnýz kilolarý kontrol edemiyorsanýz,

 

• Israrlarla evin her bölümünde küçük de olsa televizyon olmasý gerektiðini düþünüyorsanýz, ne yazýk ki sizde bir baðýmlýsýnýz ve en büyük zaman yiyicinin tutsaðýsýnýz.

 

Çocuklarýmýzda dâhil olmak üzere, yaþamdan zevk almayý ve deneyimlerinizi tam olarak kullanabilecek þekilde yaþama geçirmeyi istiyorsak; ruhlarýmýzý, zihinlerimizi nelerle besleyip doldurduðumuza özen göstermek zorundayýz.

 

Ahmet Kabaklý hocanýn Türkiye Gazetesindeki köþesinden alýnmýþ bir yazý ile zamanýn önemini bir kez daha anlamaya çalýþalým:

 

Bankada bir hesap sahibi olduðunu düþün, hesabýna her sabah 86.400 dolar para yatýrýlýyor, fakat bu paranýn hepsini akþama kadar harcamak zorundasýn, ertesi güne transfer edilemez. Paraný kullansan da kullanmasan da hesap her akþam sýfýrlanýyor. Ne yaparsýn? Tabii ki hepsini harcamaya çalýþýrsýn; Hepimiz, Zaman adlý bu bankanýn müþterileriyiz;

 

Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarýna transfer edilemez, Her sabah hesabýmýz dolar, her akþam boþalýr. Geri dönüþ yok, saniyelerini þu aný yaþayarak harca, en iyisi bunlarla yatýrým yap.

 

Mutluluk, saðlýk ve baþarý için. Zaman kaçýyor. Her gün için en iyisini yap.

 

Bir senenin deðerini anlamak için sýnýfta kalmýþ bir öðrenciye sor.

 

Bir ayýn deðerini anlamak için, 8 aylýk bir bebek doðuran anneye sor.

 

Bir haftanýn deðerini anlamak için, haftalýk dergi çýkaran bir çilekeþe,

 

Bir saatin deðerini anlamak için, kavuþmayý bekleyen sevgililere sor.

 

Bir dakikanýn deðerini anlamak için, trenin kaçýran yolcuya sor.

 

Bir saniyenin deðerini anlamak için, bir kazayý önleyemeyen sürücüye sor.

 

Bir saniyenin yüzde birinin deðerini anlamak için olimpiyatlarda gümüþ madalya kazanan koþucuya sor.

 

Her anýný deðerlendir, her dakikaný çok özel biriyle paylaþ.

 

Zamanýna ortak edebileceðin kadar özel biriyle.

 

Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiþ zaman tarihtir. Gelecek zaman sýrlar, mechullerle dolu.

 

Sadece þu an sana verilen gerçek bir armaðandýr.

 

Zamanýnýzý gerçek güzelliklerle anlamlandýrmanýz dileðiyle...

00:07 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

11.01.2006

 

00:28 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

02.01.2006

 

Zeytin Masalı

Çok büyük bir ağacın yüksek dallarının birinde, yaprakların arasında bir zeytin tanesi varmış. Minicik, simsiyah bir zeytin tanesi. Bu zeytin o kadar güzelmiş ki, etrafını saran yapraklar onu seyretmeye doyamazlarmış. Bir rüzgar esse üşümesin diye hemen etrafını sarar, onu rahat ettirebilmek için ellerinden geleni yaparlarmış. Sıcak yaz günlerinde ise, zeytin tanesi yine onu çok seven yaprakların gölgesine sığınırmış. Susadığı zaman, etrafındaki yapraklar yağmurlardan biriktirdikleri damlacıkları kendi elleriyle ona içirirlermiş.

 

Aylar, yıllar böyle geçmiş. Diğer ağaçlar hep onu taşıyan ağacı kıskanmış durmuş. O küçük zeytinin mutsuzluğunu görmeden.

 

Zeytinin yalnızlığını, herşeyini paylaştığı yapraklar bile anlamamış. Onlar, isteyebileceği herşeyi kendisine verdiklerini düşünüyorlarmış. Zeytin ise yapraklardan gizlenip saatlerce ağlıyormuş hep. Geceleri gökyüzüne bakıp yıldızların birbirine göz kırpmalarını seyrediyormuş. Ve onlardan biri olmayı hayal ediyormuş. Sabah olduğunda ise, başını gökyüzünden indirip, yaprakların arasında yıldızlar kadar güzel bir zeytin görebilir miyim diye aranıp duruyormuş.

 

Yıllar geçmiş. Ama tek bir zeytin tanesi dahi görememiş. Ve bir sabah, artık aramaktan vazgeçmiş. Kendisini tutan o incecik sapını bırakıvermiş. Yere düştüğünde son bir kez gökyüzüne bakmış, ve sonra yine son kez gözlerini yummuş...

Sinan İLYAS, Adapazarı 1997


23:08 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

01.01.2006

 

öğrendim...

YAŞ 5 - Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar
korkuttuğunu öğrendim
YAŞ 7 - Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim
YAŞ 12 - Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun
kalmak olduğunu öğrendim
YAŞ 13 - Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima
mutlu ettiğini öğrendim
YAŞ 15 - Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla işittiğini
öğrendim
YAŞ 18 - İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret
olduğunu öğrendim
YAŞ 24 - Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim
YAŞ 33 - Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek
olduğunu öğrendim
YAŞ 36 - Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim
kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim
YAŞ 38 - Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü
almasından anlayabileceğimi öğrendim
YAŞ 41 - Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda
belirlediğini öğrendim
YAŞ 44 - Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu
öğrendim
YAŞ 46 - Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü
aydınlatabileceğimi öğrendim
YAŞ 49 - Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin
yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim
YAŞ 50 - Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç
olabileceğini öğrendim
YAŞ 53 - İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim
YAŞ 55 - Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam
gerektiğini öğrendim
YAŞ 64 - Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına
veremeyeceğimi öğrendim
YAŞ 70 - kıvransam bile başkalarına baş ağrısı İyi kalpli ve sevecen
olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim
YAŞ 82 - Sancılar içinde olmamam gerektiğini öğrendim
YAŞ 90 - Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar
olduğunu öğrendim
YAŞ 95 - Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim...


17:22 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

18.12.2005

 

İNSANA SAYGI

Profesör Üstün Dökmen, Hayvan dergisinde yayimlanan röportajinda, "Yere düsen ekmegin üstüne basan insan görmedim ama yere düsen insani tekmeleyen çok kisi gördüm" diyor... Saygili olmaktaki kusurlarimizi söyle anlatiyor:

- Birbirimize saygili olma konusunda 3 tip temel hatamiz var...

Avrupa'da yasayan vatandasimiz, orada yerlere çöp atmiyor ama Kapikule'den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya basliyor. Niye burada böyle yapiyorsun diye soruldugunda, herkes böyle yapiyor diyor. Kendi fikri olmayan insanin duruma göre hareket etmesidir bu. 

Ikinci hatamiz, adama göre davranmamiz. Karsimizdaki adam iri yariysa, 'Buyur Abi', diyoruz, ufak tefekse, 'Ne var lan!' diyoruz. Oysa ki, insanlarin onuru birbirine esittir.

Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve girerken 'Merhaba millet' diyoruz, degilse surat asiyoruz. Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasin insanlara saygili davranmak zorundayiz.

Diyorum ki, yerdeki ekmege saygili olma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basamaz, ayagiyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara.

Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet degil mi?


20:05 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

16.12.2005

 

Mutluluk

Mutluluk hep aradigimiz ama bir turlu bulamadigimizi iddia ettigimiz seydir.
Mutsuzluk bulutu  her daim tepemizdedir.Sikayet eder dururuz; mutlu degilim diye...Baska ruhlarda, bedenlerde ya da yerlerde arariz mutlulugu...
Halbuki mutlu olmak o kadar kolay ki!
Yeter ki mutlu olmaya karar verelim.Saka gibi degil mi? Mutlu olmaya karar vermek ve mutlu olmak sanki yasantimiza sihirli bir degnek dokunmuscasina...
Her sey istedigimiz ve hayal ettigimiz gibi olsa idi acaba nasil olurdu? Cok cazip; isteyelim ve olsun..ne mutlu bize!
Ama o zaman miskinlik ve monotonluk sarmayacak mi acaba etrafimizi? Ve mutlaka bir sure sonra bu da bizi bir sekilde mutsuz edecek ve mutsuz olacak yeni seyler arayacagiz belki de...
Ayrica bir seyleri elde etmek icin ugrasmanin da goz ardi edilemeyecek bir hazzi vardir.Kesfetmek,ogrenmek ve gelismek...ne guzel bir sey...ve sanirim bizlere diger canlilardan extra olarak sunulan aklin da manasi bu...
Mutlu olmak ya da olmamak sadece kisisel bir tercih meselesi.
Bana soruyorlar; nasil  oluyorda bu kadar maddi manevi sorunun icinde hala isil isil gulumsuyorum diye...Bu benim secimim.Her secim bir vazgecistir.Ben mutlu olmayi ve gulumsemeyi tercih ederek yasamin koyu renklerinden vazgeciyorum.Kosullarin beni ve hayatimi kontrol etmesine izin vermiyorum.Hele hele ortada sahsi cabalarimla ya da ivedi olarak cozme sansina sahip olamadigim bir sorun var ise neden bunu basima dolayip hizimi ve uretkenligimi engelleyeyim ki? Sorunlar, uzuntuler isteyerek ya da istemeyerek geldilerse elbet bir sekilde geldikleri gibi gideceklerdir.Ucunda nefessiz kalinma riski olmadikca yasamda mutsuz olacak ve katlanamayacagimiz bir sey olmadigina kendimizi inandirmamiz gerekli...Bu cok utopik gozukse de asil olan budur.Yasamda, sarkilarda da denildigi olum ve dogumdan baska gercek yok...Bize dusen bu iki gerceklik arasindaki sureci olabildigince iyi degerlendirmek...
Kosullar,kisiler,sorunlar,cevremiz hatta tum yasam onlardan hoslanip hoslanmadigimizla ya da olumlu ya da olumsuz olduklari ile degil, onlari zihnimizde nasil gordugumuzle alakalidir.Bu aciklamayi bir yazida ookumustum ve zaman icinde dusundukce yazanin ne derece hakli oldugunu anladim.Evet...Sevmek ya da sevmemek..mutlu olmak ya da olmamak bizim elimizde..Bu asla Polyannacilik Oyunu degil...Bu bir karar mekanizmasi.
Iki secenegimiz var:
Ya dertlerimize dert katarak,dunyaya kusecegiz ve aglamaya devam edecegiz...mutsuzlugumuza mutsuzluk kattigimiz yetmiyormus gibi bir de bunu utanmadan etrafimiza zehir gibi akitacagiz...Orneklemek gerekirse; ne zordur surati surekli asik,surekli sikayet eden kisilerle bir arada calismak ya da yasamak...Ya onlari teselli etmeye calisirsiniz ya da onlarin derdi sizin de derdiniz olur...Var mi boyle bir zaman kaybi?
Ya da; her yeni gune hala nefes aldigimiz icin sukrederek baslayip bugun daha iyi neler yapabilirim diye dusuneceksiniz.Nefes almaya devam ettigimiz her yeni an bizler icin bir armagandir.Hedefimiz gun icinde bizi ve cevremizi mutlu edebilecek hemen hemen her seyi fark edebilmek olmalidir.

Mutlu olmanin kurallari o kadar basit ki;
Surekli iyi seyleri dusunmek, ruhumuzu asla ve asla kotuluge kaptirmamak,
Endise ve uzuntuleri zihnimizden uzak tutmak ki bu oldukca zor bir sey,tamamen nefis meselesi...aci ve endise insan zihninin yarattigi zehirlerden ikisi...Bir kere damarlarda akmaya basladi mi...devinimi engellemek o kadar zor ki!
Ne kadar zor olsa da olabildigince mutevazi ve basit bir yasam tercih etmek;basitlikten kasit asla yasam kalitesi ya da standartlar ile alakali degil...Basitlikten kasit, duzenli,tepkisiz,sakin bir yasam tarzi...
Almaktan cok vermeyi tercih etmek...simdi buna hemen tepki gelecektir ki bu da cok normal hep vere vere bu hale geldik diyenler cok olacaktir ama iste oyle degil durum...Vermekten hem de gonulden vermekten asla bikmayiniz...verdikleriniz bir gun hic ummadiginiz anda size bir demet bahar cicegi gibi donecektir.Sorun degil bugune dek yanlis zamanda yanlis insanlarla karsilasmis olmaniz.Onlarin da bir sebebi var..en buyuk sebep: Her yanlis zaman ve kisi, bir sonraki gecitten dogru zaman ve kisi ile beraber gecmenizi saglayacak deneyimi kazandirir size..Varsin onlar kazandiklarini ya da sizi kandirdiklarini dusunsunler; siz eyvallah dersiniz el sikisir, veda edersiniz ama gece yataginda huzur ile uyuyacak olan onlar degil siz olacaksinizdir.Iste bu da mutlu olmak icin basli basina bir sebep degil mi?
Beklemekten vaz gecin...Bazi duraklar vardir ki; bir omur boyu otobus gecmez oradan...bekler durursunuz her an umutsuzluk ve mutsuzluk dolarak...Bir zamanlar bir yazi okumustum: '' Cicek bahcenizi baskalarinin sulamasini beklemeyin,cok uzun sure beklemek zorunda kalabilir ve sonunda tukenebilirsiniz...iyisi mi, kendi bahcenizi kendiniz sulayin.Belki o zaman cimleriniz gozlerinize daha da bir yesil gozukecektir '' diyordu.Cok dogru bir yaklasim.Beklemektense emek vermek ve ektiginiz tohumlarin meyveleri toplayip afiyetle yemek gibisi var mi?

Kissadan Hisse:
Mutluluk ne yerde ne gokte...Icimizde ve zihnimizde...ve su anda da benim parmaklarimdan kayan kelimelerde...bu kadar basit...baska yerlerde ararken yorulmayiniz

 


22:14 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

14.11.2005

 

Bir Defalık Yaşamlar 

 

Saatler vardı bir zamanlar, kurulmadığı zamanlar dururdu. Onları kurmanın da bir saati vardı. İçindeki zembereğin gücü kadardı zamanları çünkü. Durmuş bir saatin ayarını yapmak içinse bir başka saate ihtiyaç duyulurdu kesinlikle. Saatiniz kaç diye sorulur ve yaklaşık bir zamanlamayla ayar yapılırdı. Saniyeler çok önemli değildi belki de o zamanlar. Hatta daha önceleri, güneş saatleri güneşin batmasından sonra hiçbir şey ifade etmezdi. Yaşam da durmazdı elbette.

Ahmet Hamdi Tanpınar, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kitabını 1961 yılında yazarken, farklı kültürlerdeki insanların birbirlerine ayarlanmasını kastetmişti aslında. Ama gene de kimseye ayarlanamadı hala. Voltaire, ise uzun yıllar öncesinden “evren zihnimi kurcalıyor ve varolan bu saatin saatçisi bulunmamasını aklım almıyor” demişti, Tanrı’nın gücünü kastederek. Bozuk bir saatin bile iki kez doğru zamanı gösterdiği düşünülürse, en az akıllı insanın da bazen bazı şeyleri doğru yapabilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Saatçi gibi girdik konuya ama, saatler günleri, günler haftaları, haftalar ayları, aylar da yılları kovalıyor sonunda. Bir ortalaması yok ömrün. Hep ilerliyor ve ona ayak uyduramayan da ayarlanamıyor bir daha. Yaz öncesi saatlerimizi ileri alıyor, sonbahara girerken de geri çekiyoruz. Hangi saatin eski ve doğru saat olduğunu bilemiyoruz artık. Ama şu var ki, bu durum hep beraber hareket edebileceğimizi gösteriyor. Kimse bunu tartışmıyor. Tartışmadığımız bir “saat ayarı” konumuz var demek ki!

Çok önemli işler beceren canlılar var hayatımızda. 50’lı yılların sonunda uzaya gönderilen bir maymun ve bir köpek. Gözden çıkarılmış canlılar olarak, gelecekteki yaşamımıza damgalarını vurdular. Sonra “Yüzbaşı Gagarin” onların açtığı yolda uzaya çıktı güvenle. İlk insandı o uzaya giden. Tarihe insanlık adına bir çentik atılırken, bu uğurda hâlâ uzayın boşluğunda dolanan hayvanlar unutulmadı ama. Onlar bir defalık yaşamlarını boşa harcamadılar böylece.

Kelebeklerin yaşamları yirmidört saat sürer genellikle. Duygusal ve romantik olmadığımız zamanlarda, onların gözümüzün önünden geçişleri çoğu zaman fark edilmez. Rengarenk kanatları ile çiçeklerarası turları konusunda pek fikrimiz yoktur bu nedenle. Oysa, doğanın cinselliği ile ilgili oldukça önemli görevleri vardır onların. Kendi yaşamlarını sürdürecek aşk ilişkilerinin arasında, bu işi de becerirler işte. Bir arının üşüdüğüne tanık olmuş musunuzdur hiç? Ya da onu ısıtıp okşamaya çalışmış mısınızdır üstünüze gelip de sizi sokacak diye korkmadan? Kendisine saldırılmayan arının zarar verdiği görülmemiştir oysa. Onca yoğun çalışmanın arasında onlar da doğanın döllenmesine neden olan en önemli canlılardır. Bir defalık yaşamlarında, pek çok çiçeğe hayat verirler.

Saatlerin guguklarına neden kuşlar konmuştur bilir misiniz? Çünkü onlar güneşin bekçisidirler. Kısacık ömürleri, hep güneşin doğuşunu ve batışını beklemekle geçer. Hep güneşin bol olduğu yerlere giderler toplu olarak. Sıcağı ve aydınlığı severler bir defalık yaşamlarında. “Mutlu Prens”leri bekleyen kuşlar pek azdır gerçek yaşamda. Birlikte ve sırayla liderlik görevini üstlenerek uçarlar yol boyu. Güneşe doğru göçerken, insanlar onlara zarar vermediği sürece, bir defalık yaşamlarının belki de en yorucu ve uzun yolculuğunu yaparlar.

İncecik bilekleri, zarif boyunları, endişeli gözleri, ipek bir örtüyü andıran tenleri ve bir o kadar da güçlü bedenleriyle yaşamımızda yer alır atlarımız. Şımartılmış ve bazen çabuk kaybedilebilen bir defalık hayat. Tanrı’nın sanki hiç durmamacasına koşabilmeyi vaat ettiği bir canlı. Binlerce yıldır insanı insana ulaştıran sadık ve güvenilir dost.  Ama bazen de, insanın vefasızlığının “yılkısı” olan atlarımız. Bir defalık yaşamlarında bizi sadece ölümleriyle üzebilen güzellik.

 

Ama en önemliler, anamız, babamız, eşimiz, çocuklarımız ve dostlarımız, bu bir defalık yaşamda. Dondurulamayan, sımsıcak birlikte paylaşılan hayatlar. Saatler hep çalışacak, üst üste eklenen anlar geçip gidecek, ama birlikte yaşanan zamanlar çok değerli olacak. Çünkü, yaşam gerçekten bir defalık!

 

Yaşamı Fark Edenlere Saygılarımla

Mehmet Ali Örgen  

Kaynak-Denizce                 


01:32 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

22.10.2005

 

Gurbet Çiçekleri

GURBET ÇİÇEKLERİ ÜZEYİR LOKMAN ÇAYCI'NİN AGLATAN BİR ÖYKÜSÜ

Ayşe ortaokul ikinci sınıfa kadar başarılı bir şekilde okudu. Gelirlerinin az olması sebebiyle babası onu okula daha fazla gönderemedi. İki yıl sonra, komşularının Fransa’da çalışan küçük oğlu Recep efendinin, kızlarıyla evlenme isteğini de bir şans kapısı diyerek geri çevirmediler. Sade bir düğün yapıldı.

Ve Sirkeci’den kalkan bir trenle 1980 yılının Aralık ayında Ayşe gurbet yollarına düştü.

Recep efendiyle karısı arasında on yaş fark vardı. Önceleri çok güçlük çekmesine rağmen gurbetin acımasızlığı ile, kocasının anlayışsızlığı Ayşe’ye epey tecrübeler kazandırdı. Aklı ve anlayışıyla bütün zorluklara karşı dirençli olabileceğini her haliyle gösteriyordu.

 

Evliliklerinin beşinci yılında bir erkek çocukları dünyaya geldi. Ayşe hamile kalıncaya kadar da kocasının suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı... “Hatta sen kısırsın ... seni boşayacağım” tehditleriyle Ayşe’ye söylemediği söz kalmadı.

Ama sonraları doktorlar, tedavi gören her ikisinden kusuru, Ayşe’de değil onda bulmuşlardı.

Patronundan gördüğü baskılarla beraber ağır işlerde çalıştırılması Recep efendinin sinirlerini iyice gerginleştirmişti. Baskılar sadece iş yerlerinde kalmıyor, evlere ve aile hayatına kadar yansıyordu... Kocasının stresten uyuyamadığı gecelerde, Ayşe de uykusuz kalıyordu...

 

Yabancı olmak ve bu şekilde para kazanmak gurbette kolay değildi... Dışarıdan hoş görünen bir çok şey gibi gurbet hayatı “alamancılar” süslemesi içinde gerçeği yansıtmıyordu? Ayşe bunları düşünürken yarınlara taşınacak acı hatıraları da kalbinden asla çıkaramıyordu.

 

Dört yaşındaki çocuklarının koltuğun üzerinde uyuduğu bir sırada, havanın soğuk olmasını da düşünen Recep efendi :

“Hanım... çocuk uyurken mağazaya gidip gelelim...”dedi...Ayşe bir an için tereddüt ederek kendi kendine mırıldandı “Hadi çocuğa bir şey olursa?...Durup dururken gene kocamı kızdırmayayım...Gurbet hayatı zaten sabrını tüketti..Her halde çabuk gider geliriz...Dışarıda hava da çok soğuk...”

Recep efendi karısının kendi kendine söylendiğini fark edince :

- Bir şey mi dedin?

- Yooo...Kendi kendime mırıldandım...Hava da çok

soğuk...Hiç olmazsa çocuğumuz üşümez...

- Ben de aynı şeyleri düşünmüştüm...

Evleri Paris bölgesinde bulunan Argenteuil’de idi...Çok konforlu da sayılmazdı...Gidecekleri Carrrefour Mağazası ise arabayla on dakikalık mesafedeydi... Aceleyle evlerinden çıktılar.

 

Alışveriş süresi yaklaşık iki saat sürdü... Yol bir trafik kazasıyla iyice kapanmıştı. Ayşe’nin içinde bir sıkıntı vardı...Zaman

zaman bu boğazında adeta düğümleniyor, nefesi kesiliyordu...

 

Kocasını da endişelendirmemek için oradan buradan konuşarak zaman kazanmaya çalışıyordu...Biraz ilerideki kaza yerine giden ambulans sirenleri, polis araçları da onlara iyi etki

bırakmıyordu...

Nihayet yol açıldı... Her ikisi de derin nefes aldılar. Ve kazasız belasız evlerinin önüne geldiler.Arabalarından inerken Recep efendi karısına :

- Sen hemen yukarı koş...Belki çocuk uyanmıştır...

Ayşe evin anahtarlarını kocasından almayı unuttuğunu, fark edince geri döndü;

“Hay aksilik... anahtarları almayı unuttum...” diyerek kendisine doğru gelmekte olan kocasından onları aldı ve tekrar üçüncü kata çıktı...Kapıyı açtığı zaman küçük Ali’nin elinde büyük bir bıçak vardı...Salonda bulunan yeni alınmış deri koltukları bu bıçakla kullanılamayacak hale getirmişti...Recep efendi içeriye girdiğinde çılgına döndü.. İri elleriyle küçük Ali’yi dövmekle kalmadı... Onun ellerini sert bir iple bağlayarak banyo küvetinin içine attı...Ve dışından kapıyı kilitledi, “Şimdi koltukları parçala bakayım gücün yeterse...” diye bağırdı...Sert ve kendi kendini kontrolden çıkmış kocasının bağrışmaları karşısında Ayşe için için ağlayarak titriyordu,... “Koltuğu her zaman alabiliriz ama çocuğuma, biricik evlâdıma bir şey olursa...Ben ne yaparım o zaman?” diyordu içinden, ağlarken... babasının iri elleri altında ve gürlemeleri karşısında yardım bekleyen, annesine beni kurtar dercesine küçük Ali’nin bakışları, unutulacak gibi değildi...Ayşe bütün hayatını etkileyecek bu anı asla unutamayacaktı...

 

Aradan üç saat geçmişti...Kapılarının önünden sesler geliyordu. Sonra kapılarının zili çalındı. Komşuları Dursun bey ve Hilal hanım küçük çocukları Ferhat ile ziyaretlerine gelmişlerdi.

- Recep efendi misafir kabul eder misiniz?

Ayşe çok sevindi.. Zihninden “çocuğum şimdi kurtulacak...”

diyordu... Ve yürekten :

- Buyurun...buyurun ! dedi.

Komşularının altı yaşlarındaki çocukları Ferhat annesine sessizce :

- Anne... Ben Ali ile oynamak istiyorum...

- Sahi Ali nerede bizim çocuk, onunla oynamak istiyor...

Recep efendi ve Ayşe önce birbirlerine bakıştılar...

Sonra Ayşe dayanamadı :

- Biz çocuğumuzu, uyurken evde bırakarak Carrefour’a

gitmiştik... Orada iken uyanmış... Bizi bulamayınca

mutfaktan büyük bir bıçak alarak rast gele üzerinizdeki oturduğunuz yeni deri koltukları parçalamış... Kocam her gördüğünde sinirlenmesin diye ben biraz evvel, üzerlerine battaniye örttüm...

- Hilal Hanım:

- Sonra ne oldu?

- Bey’im çok sinirlendi...

Ayşe gözyaşlarını tutamayarak...

- Önce iyice dövdü... sonra...

.....

- Sonra ellerini bağlayarak banyo küvetinin içine attı.

Dursun Bey:

- Ne zaman oldu?

Recep efendi :

- İki üç saat oldu...

Hilal Hanım :

- Yani üç saattir küçük Ali, banyoda demek...Sizde hiç insaf

yok mu?

Hilal hanım ve Dursun Bey yerlerinden fırlayarak banyoya koştular.

Hilal Hanım :

- Bir de üstelik küçük, minicik yavrunun üzerine kapıyı kilitlemişsiniz... Bu olacak iş değil... Yazıklar olsun size...

Hilal hanım, Recep efendiye dönerek...

- Sonra hanımına baskı yapa yapa bu duruma

düşürdün...Çocuğunun bu hali karşısında korkudan hissiz kalacak kadar...Sen ne biçim adamsın be!...

Dursun Bey hanımına eliyle dokunarak sessizce :

- Fazla ileri gittin... Ağır konuşma... Zaten adamların başı

dertte...

Banyo kapısı açıldığın da küçük Recep banyo küveti içerisinde uyuyordu. Ayşe fırladı ve çocuğunu bağrına bastı... Elleri mosmor olmuştu... Uyanan Ali’nin ellerini misafirleriyle çözdüler... Ama morluk dakikalar geçmesine rağmen kaybolmamıştı...

Dursun Bey :

- Çocuğu acele hastaneye götürmemiz lazım... Kangren

olabilir...

Ayşe ve Recep efendi komşularının bu sözleri karşısında donup kalmışlardı.

Hepsi iki araçla hastaneye gittiler.

Acil serviste bütün müdahalelere rağmen, küçük Ali’nin iki eli birden kesilmişti. Hastane çalışanları dahi olay karşısında gözyaşlarını tutamamışlardı.

 

Küçük Ali, artık bundan sonra oyuncaklarını iki eliyle tutarak oynayamayacaktı...Annesinin ve babasının ellerinden tutamayacaktı...Çok sevdiği Afyon’daki dedesine resim yapıp gönderemeyecekti... Asker dahi olamayacak...Mektup dahi yazamayacaktı... Ve en önemlisi koltukları bir daha parçalayamayacaktı...

 

Ya annesi ve babası küçük Ali’nin yeni dünyasında eskisi gibi olabilecekler miydi? Babası bir daha bağlıyacak bir el bulamayacak... Onun elleriyle verilecek bir bardak sudan dahi her ikisi mahrum kalacaklardı...

 

Aradan üç gün geçmişti. Küçük Ali, akşam üstü yavaş yavaş babasına yaklaştı. Babası başını kaldırarak, oğlunun, hüzünlü haliyle bir şeyler söylemek istediğini fark etti.

- Babacığım bundan sonra yaramazlık yapmayacağım. Size

söz veriyorum.Bir daha bıçaklara da dokunmayacağım.

Uyuduğum zaman, siz evde olmazsanız bile yatağımdan aşağıya inmeyeceğim...Ne olur babacığım doktor amcalara söyle de benim ellerimi geri taksınlar...Ne olur babacığım bana ellerimi geri versinler!...

 

Recep efendi, bu sözler karşısında dayanamadı...Çocuğuna iyice sarıldı...Kokladı...

 

Bu son olacak diyordu...Bir naylon torba içerisine bir şeyler koydu...Hanımına baktı...Küçük Ali babasının arkasında idi... Bir ara göz göze geldiler...Sonra kapıyı dışarıdan kapayarak aşağıya indi. Arabasıyla evin önünden uzaklaştı. Ayşe ve küçük Recep pencereden onun gidişini gözlediler... Evlerinin önündeki ışıksız caddede gözden kayboluncaya kadar...

Hanımına “Allahaısmarladık ...” bile dememişti. Uzun süre kocasından haber alamayan Ayşe, gece yarısı Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. Evden çıktıktan sonra bir daha eve dönmediğini bildirerek, kocasının bulunmasını istedi...

Eve geldikleri zaman Ayşe kocasının koltuk üzerine bıraktığı gömleğini kokladı. Kendi kendine: “ Recep... her şeye rağmen ben seni seviyorum... Seni bu hale getirenler utansın...” dedi.

Annesinin ağladığını gören küçük Ali :

“- Anneciğim babam bir daha eve dönmeyecek mi? Yoksa benim ellerimi istemek için doktor amcaların yanlarına mı gitti?

Ne olursun anneciğim babama söyle de doktor amcalar ellerimi geri taksınlar... Ben oyuncaklarımla oynayamıyorum.”

Ayşe çocuğunun bu sözleri karşısında gözyaşlarını tutamadı. Kucağındaki yavrusuyla koltuk üzerinde uyuyakalmıştı.

Ertesi günü, sabahleyin iki polis memuru evlerine geldi. Kocasının bir ağaca bağladığı iple, kendisini asarak intihar ettiğini, kimlik kartını da üzerinde bulduklarını kaydettiler...

Ellerini kaybeden çocuğu için gözyaşı döken bir ananın henüz gurbetteki çilesi bitmemişti... Gözyaşları kurumadan karşılaştığı diğer bir olay, onu başka bir dünyada yapayalnız bırakmıştı...

Kocasının işyerinde gördüğü baskıların izleri üzerinde hayatını küçük Ali’yle sürdürecekti... Yüreğine çivilenmiş acılara rağmen.


21:24 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (1) | Envoyer cette note |  Facebook |

11.10.2005

 

Tüm aydınlıklar kadınların olsun..

 

Orta yaşlı ve düzgün  giyimli bir adam sessizce kafeye Girerek köşedeki masaya oturur. Garsona  sipariş vermek için beklerken yan masadaki gençlerin kendisine bakarak  gülüştüklerini farkeder.

Belli ki yakasına taktığı küçük pembe kurdele  şeklindeki Rozetine gülmektedirler Bu alaylı bakışları görmezden gelen adam,  yan masadakilerin bu ısrarlı sırıtmalarına dayanamayarak elini lacivert  ceketinin yakasındaki rozete götürerek, "Bu mu?" diye bakışanlara  sorar.

Yan masadakiler yüksek sesle gülerek, "Küçük güzel Pembe  kurdeleniz lacivert ceketinize pek de yakışmış!"

 

Diyerek sırıtmaya devam ederler.Orta  yaşlı adam bu sözü söyleyen delikanlıya dönerek, "Lütfen masama buyrun bunu  tartışalım" der.

 

Biraz önce tüm sevimsizliğiyle sırıtan  delikanlı Sebebini anlamadığı bir utanma ve sıkıntı hissine kapılsa  da Gelip masaya oturur. Adam anlaşılır ve yumuşak bir sesle, "Bu Rozet  tüm dünyada, içinde olduğumuz ayda, kadınların arasında meme Kanseri  bilincini yaygınlaştırmayı ifade ediyor. Ben bu rozeti annemin adına  takıyorum" der.

Bu açıklama karşısında başkalaşan delikanlı,  "Çok üzüldüm, anneniz meme kanserinden mi öldü" diye sorar.

"Hayır" diye  cevap verir orta yaşlı adam ve devam eder:"Annem sağ. Küçük bir çocukken  kendimi yalnız hissettiğim korkulu anlarımda her zaman başımı saklayabileceğim  ve huzur bulacağım yumuşak bir yuvadır annemin memeleri. Annemin sağlığı için  dua ediyorum.

 

"Hımmm" diye kekeler  delikanlı.

 

"Bu rozeti karım için takıyorum" diye  devam eder orta yaşlı adam.

"Karınız da herhalde iyi" diye sorar  dilekanlı.

"Evet, evet" der adam

"Karım benim için aşk ve sevgi kaynağı  olmuştur her zaman. 23 yıl önce sevgili kızımızı beslemiştir memesiyle.Karımın  sağlığı için tanrıya şükrediyorum."

"Sanırım kızınızın sağlığı için de  takıyorsunuz?"Hayır... Kızımı bir ay önce meme kanseri nedeniyle  kaybettik.Yaşının çok genç olduğunu düşünerek ihmal etmiş memesinde farkettiği  kitleyi.

Bu nedenle geç kaldık.

 

”Genç delikanlı, yüzündeki utangaç ve  üzüntülü bir ifadeyle,"Çok üzgünüm bayım. Özür dilerim" der...

 

Orta yaşlı adam "Kızımın anısına öğünerek  takıyorum Bu küçük pembe kurdeleyi. Bu sayede çevremdekileri de  aydınlatabiliyorum.

Şimdi evine git, karınla, kızınla, annenle konuş" deyip  cebinden çıkardığı küçük pembe kurdele rozetini uzatırken, delikanlı öne  eğilir ve

 

Yardım edebilir misiniz?" diye mahçup  mahçup sorar.

 

Bu öyküyü Türkiye Meme Vakfı'ndan Dr. Can  Gürbüz gönderdi..

 

Öykünün altına bir de not  düşmüş:

 

"Bir mumun, diğer mumu yakarak  Aydınlatmasıyla kaybedeceği hiçbir şey yoktur.. Lütfen bu hikâyeyi  Yayarak diğer mumları da aydınlatın... Tüm aydınlıklar kadınların  olsu

23:13 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

 

Elde Var Hüzün / Attila İlhan

Elde Var Hüzün

Söyleşir
Evvelce biz bu  tenhalarda
                           Ziyade gülüşürdük
Pır pır yıldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
Ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
         Zamanlar değişti
                         Ayrılık girdi  araya
                                          Hicrana düştük bugün

Ah nerde gençliğimiz
Sahilde savruluşları başıboş  dalgaların
Yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
                                           Elde var hüzün

O şehrayin fakat çıkar mı akıldan
Çarkıfeleklerin renk  renk geceye dağılması
Sırılsıklam aşık incesaz
         Kadehlerin mehtaba kaldırılması
                          Adeta düğün
Hayat zamanda iz bırakmaz
Bir boşluğa düşersin bir boşluktan
Birikip yeniden sıçramak için
                                           Elde var hüzün

 

 

Sen ölmedinki Attila ağabey; biraz fazla hüzünlendirdin bugün bizi hepsi o kadar. Ölümsüzlüğün hak edilmesi gerektiğini hatırlatarak!..

Hiç durmadın : Yoruldun!

Dinlenmeyi hak ettin.

Zamanı gelince oralarda buluşmak üzere…

 

Yakup YURT

Brüksel, 11 Ekim 2007

 



20:49 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

27.09.2005

 

Dost

Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün;
'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
Baba, itiraz eder,
Olmaz öyle çok dost, hakikisi
Belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
Devam eder durur konuşma...

Aralarında başlar bir tartışma,
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler,
Ve koyarlar çuvala.

Baba der ki oğluna,
'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.

Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
Koymuşlar çuvala,
Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı,
Gider en iyi bildiği dostuna,
çalar kapıyı.

O dost, bakar ki bir çuval,
hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.

Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.
evlat geriye döner.
Ama içten yıkılır...

Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.
Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.

O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
Üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye dikerler sarımsak...
Genç adam gelir babasına;
'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,
Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.
Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Sonra gel olanları anlat bana...'
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!

Der ki tokadı yiyen DOST;
'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'!

23:47 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

16.09.2005

 

 

DOSTLUK 

Sokrates bir ev yaptırmış nasılsa;

Es dost başlamış kusur bulmaya:

Kimi içini beğenmemiş:

Kızmayın ama demiş;

Şanınıza layık değil odaları.

Kimi cephesine çatmış:

Karsıdan görünüş berbatmış.

Hepsine göre de çok darmış bu ev.

Kim sığarmış bu kulübeye?

Koca Filozof: Ah, demiş, keşke bu evin

Alabileceği kadar

Gerçek dostum olsa!

Sokrates'in sözü yerinde;

Bir ev dolusu gerçek dost nerede?

Sözde herkes dost, ama gel de inan.

Dosttan bol şey de yok dünyada,

Dosttan az şey de.

 

La Fontaine

 

 


22:02 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

10.09.2005

 

Bir babanın oğlunun öğretmenine yazdığı mektubu, okullar açılırken tüm anne ve babalar adına, tekrar hatırlıyoruz.. 

 

 ÖĞRET ONA

 

Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona,

Kazanılan bir liranın,

bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.

 

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve

hem de kazanmaktan neşe duymayı.

 

Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen,

Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.

 

Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını...

 

Eğer yapabilirsen, ona kitapların muzicelerini öğret.

 

Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.

Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların,

ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin

ebedi gizemini düşünebileceği.

 

Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha

onurlu olduğunu öğret ona.

 

Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret.

Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.

 

Tüm insanları dinlemesini öğret ona,

Fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini,

ve sadece iyi olanları almasını da öğret.

 

Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile

nasıl gülümseyeceğini öğret ona.

 

Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.

 

Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,

Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna

fiyat etiketi koymamasını öğret.

 

Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.

 

Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa,

dimdik dikilip savaşmasını öğret.

 

Abraham Lincoln 


21:35 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

01.09.2005

 

GÜZEL SÖZLER

ŞEREFE

Bir kadeh yarar

Ikincisi makûl  karar

Üçüncüsü  kafayi sarar

Dördüncüsü keseye  zarar

Besincisi  dimagi yorar

Altincisi hatir  sorar

Yedincide  belâ sarar

Sekizincide plân  kurar

Dokuzuncuda  vurur, kirar

Onuncuda hakim  sorar!!!

Yirmi  yasina kadar

Hayati  ögrenmeyenin

Otuz  yasina kadar evlenmeyenin

Kirk yasina kadar köseyi  dönmeyenin

Elli  yasina kadar ölmeyenin

Isi çok zor!!

Horoz ötsün  ötmesin

Sabah  mutlaka olacaktir.

Zirveye çikarken herkese selam  ver,

Çünkü  inerken onlarla karsilasacaksin.

Insanlar topraktan  yaratilmistir,

Her an  çamurlasabilirler.

Kurbagayi koltuga da  oturtsan

Gene  çamura atlar.

Dünyada oturarak basariya ulasan tek canli  tavuktur.

Dünyanin en cesur yaratiklari  insanlardir.

Öleceklerini bilerek  yasarlar.

Insanlar,

Çabuk yükselenlere kiymet  verirler;

Halbuki  hiç bir sey,

Toz  ve tüy kadar çabuk  yükselemez.

Yaşar TÜMBAŞ


23:49 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

31.08.2005

 

                    BULUTTAN GEMİLER

Hiç varolmamış yazları bekler şu gönlüm
Ve hayallerimi çeker bir kağnı aheste,aheste
Açmamış çiçekleri koklarım ruhumda
Birşeyler tutuklu kalmış sanki altın kafeste

Doğmamış günlere inat olsun diye
Bir bebek beslerim, büyütürüm her nefeste
Buz gibi bir şelaleden atarım kendimi
Zaman gelir, paslı bir hançer yalnızlık göğsümde

Uçurtmalar uçururum hiç büyümemiş çimenlerde
Uzanır buluttan gemiler yaparım,kimi mavi, kimi pembe
Yanaşır birgün yalnızlık limanına, benide alır götürür diye
Ne yaparsın be dostum hayal dünyası işte.

İLKER PAMUKÇU



20:56 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

 

                        BEYAZ GÜL

Beyaz bir gül koklamak istemiştin
Bak yenide açmış deyip ne çok sevinmiştin
Bir zamanlar sevgimizi kem gözlerden gizlemiştin
Gittin gideli azap çiçeğim oldu o beyaz gül
Defterimin arasında hatıran gibi
Sarardı soldu şimdi o beyaz gül
Gönlümün baş köşesinde, anılarda kaldı şimdi beyaz gül
.

 

İLKER PAMUKÇU


20:50 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

 

Zevkli bir kadina rastlarsaniz; ZEVKINIZ

 

Bilgili bir kadina rastlarsaniz; BILGINIZ

 

Zeki bir kadina rastlarsaniz; ZEKANIZ gelisir.

 

Hayat kat katdir. Babil'in Asma Bahceleri gibi teraslar halinde yukselir.

 

Bir terastan bir terasa sizi kadinlar goturur.

 

Ve bugun durdugunuz teras, seyrettiginiz manzara, gordugunuz hayat,

 

Yaninizdaki kadinin terasi, manzarasi, hayatidir.

 

Hayat sectiginiz kadindir.


20:20 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

27.08.2005

 

Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceğği kadardıır.

Mevlana



18:10 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

24.08.2005

 

Yaşamak

Yaşamak; servettir, korumayı bil.
Yaşamak; bilmecedir, çözmeyi bil.
Yaşamak; güzelliktir, kıymetini bil.
Yaşamak; mutluluktur, tatmayı bil.
Yaşamak; aşktır, sevgidir, keyfini çıkarmayı bil.
Yaşamak; rüyadır, gerçekleştirmeyi bil.
Yaşamak; oyundur, oynamayı bil.
Yaşamak; verilmiş bir sözdür, tutmayı bil.
Yaşamak; hüzündür, aşmayı bil,
Yaşamak; şarkıdır, söylemeyi bil.
Yaşamak; mücadeledir, kabullenmeyi bil.
Yaşamak; meydan okunmasıdır sana, karşı çıkmayı bil.
Yaşamak; trajedidir, göğüslemeyi bil.
Yaşamak; maceradır, göze almayı bil.
Yaşamak; şanstır, kullanmayı bil.
Yaşamak; fırsattır, yararlanmayı bil.
Yaşamak; çok kıymetlidir, mahvetmemeyi bil.
Yaşamak; görevdir, tamamlamayı bil.
Yaşamak; yaşıyor olmaktır, uğruna savaşmayı bil.


22:20 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

23.08.2005

 

TANRIM BENİ YAVAŞLAT
Tanrim beni yavaşlat, 
Aklımı sakinlestirerek kalbimi dinlendir.
Zamanin sonsuzlugunu göstererek bu telasli hizimi dengele.
Günün karmasasi içinde bana sonsuza kadar yasayacak tepelerin 
sükunetini ver.
Sinirlerim ve kaslarimdaki gerginligi, bellegimde yasayan 
akarsularin melodisiyle yika, götür. 
Uykunun o büyüleyici ve iyilestirici gücünü duymama yardimci ol. 
Anlik zevkleri yasayabilme sanatini ögret; bir çiçege bakmak için 
yavaslamayi, güzel bir köpek yada kediyi oksamak için durmayi, güzel 
bir kitaptan birkaç satir okumayi, balik avlayabilmeyi, hülyalara 
dalabilmeyi ögret.
Her gün bana kaplumbaga ve tavsanin masalini hatirlat. 
Hatirlat ki, yarisi her zaman  hizli kosanin bitirmedigini, yasamda 
hizi arttirmaktan çok daha önemli seyler oldugunu bileyim.
Heybetli mese agacinin dallarindan yukariya dogru bakmami sagla.
Bakip göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olmasi yavas ve iyi 
büyümesine baglidir.
Beni yavaslat Tanrim
VE   köklerimi yasam topraginin kalici degerlerine dogru göndermeme 
yardim et. 
Yardim et ki, kaderimin yildizlarina dogru daha olgun ve daha 
saglikli olarak yükseleyim. 
Ve hepsinden önemlisi.
Tanrim,
Bana degistirebilecegim seyleri degistirmek için  CESARET,
Degistiremeyecegim seyleri kabul etmek için SABIR,
Ikisi arasindaki farki bilmek için AKIL ver.
 
Bu yazi milattan 2000 yil önce HITITLERE ait kalintilar içerisinde 
bulunan bir duvar yazisina aittir

 



12:21 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

20.08.2005

 

HAYATIN RİSKİ !!

 

Gülmek "SAFTIR" denme riskini göze almaktır.

 

Ağlamak ise "DUYGUSAL" görünme riskini.

 

Birine yakınlaşmak "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini göze almaktır.

 

Sevdiğini söylemek "SEVİLENİ YİTİRME" riskini.

 

Duygularını açmak "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini göze almaktır.

 

Düşüncelerini söylemek ise "DOKUZ KÖYDEN KOVULMA" riskini.

 

Umutlanmak "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini göze almaktır.

 

Sevmek ise "KARŞILIK GÖREMEME " riskini.

Ama riskler alınmalıdır, çünkü hayatimizin en büyük riski hiç risk almamaktir..

Çünkü Yaşamak "ÖLME" riskini göze almaktır

19:44 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

 

1.Düşünmeye vakit ayır; Düşünce güç icin kaynaktir.
2.Eğlenceye vakit ayır;
Eglence gencligin sirridir.
3.Okumaya vakit ayır;
Okuma bilginin pinaridir.
4.Duaya vakit ayır;
Dua, guc anlarda direnmenin destegidir
5.Sevmeye vakit ayır;
Sevme yasami tatli kilan şeydir.
6.Anlasmaya vakit ayır.
7.Gulmeye vakit ayır;
Gulme ruhun muziğidir.
8.Vermeye vakit ayır;
Verme günün aydinliğidir.
9.İşini yapmaya vakit ayır.
10. Teşekkure vakit ayır;
Tesekkur, yasam pastasinin kremasidir


19:37 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

17.08.2005

 

17 Ağustos depremini unutmadan bugünü yüreğimizde hissedelim

 

SESİMİ DUYAN VAR MI?

 

Uykudaydı İstanbul

İzmit, Adapazarı, Bolu, Yalova

Uykudaydı Eskişehir, Ankara

Gölcük, Değirmendere, Düzce, Bursa

17'sinde Ağustos'un

Sonra 12'sinde Kasım'ın 

Dipten bir uğultu koptu

Bir çığlık yükseldi topraktan

Saniyelere sığdı on binlercesi ölümün

Sonra çığlıklar ağıtlara

Ağıtlar çığlıklara karıştı

Ben buradayım, sesimi duyan var mı?

Geceydi uğultulu geceydi 

Binleri aldı gitti

Gövdem toz toprak göçük altında

Gövdem un ufak enkaz altında

Acıya gömdüler güzel vatanımı

Mezarımda adım yok

Kaybettiler oy bedenimi

Viranemde feryadım yok

Sesimi duyan var mı? 

Bak göçük altında bizimkiler

Hayat verecek bir el bekler

Birlikte gülmeyi

Birlikte sevmeyi

Birlikte paylaşmayı

Birlikte yürümeyi bilenler

Kardeşlik duygularıyla koşup geldiler

Birlikte çok gülemediler ama 

Birlikte öldüler

Ayrımız gayrımız yoktur dediler

Sildiler gözyaşlarını birbirlerinin

Yaralarına merhem oldular

Deprem olmuş yıkım olmuş of

Yüreğim göçük altında

Haykırıyorlar yetiş diyorlar

Koşup gelenler dayan diyorlar

Kazma ile kürek ile

Diş ile tırnak ile

Dostça bir yürekle

Umutla arıyorlar

Ben buradayım sesimi duyan var mı?

Sesini duyan var

Sesini duyanlar bizimkiler

Bak yaşatmak için sana koşuyorlar 

Ak sakalına, çocuk yaşına bakmadan

Tırnaklarıyla kazıyorlar enkazı

Betonu tırnaklarıyla deliyorlar

Çıkarsız hesapsız

Yüreklerinin susturamadığı sesini

Elleri gibi kavuşturuyorlar birbirine

Gömülmesek de toprağa birlikte 

Acıya gömüldük hep birlikte

Gülcan Bebe, Ayşe Teyze,

Mehmet Amca, Fatma Abla

İçeride kaldı anam

İçeride kaldı babam

Bir tane de değil ki

Hangi birine yanam

Ben buradayım sesimi duyan var mı? 

Sesini duyan var ...

grup yorum

        Tesekkurler Sn.Gozde Karagoz



20:58 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |

16.08.2005

 

Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.

HYMAN RICKOVER


23:33 Écrit par WALTER-YAVUZ Lien permanent | Commentaires (0) | Envoyer cette note |  Facebook |